Bakıyoruz. Uzun uzun bakıyoruz. Büyülendik. Çarpıldık. Aşık olduk. Evet evet kesinlikle ilk görüşte aşk bizimkisi. Ve ilahi bir gücün artık çıkıp aşk konusunda bizi uyarması gerekiyor. Çünkü biz iflah olmaz birer romantikleriz, hayalciyiz ve pişman olmaktansa tatlı birer pişmaniyeye dönüşebiliriz.

Bakıyoruz. Güzel bir şeye ne kadar uzun bakılırsa işte o kadar uzun bakıyoruz. Arka planda dönen süslü pazarlama cümleleri umrumuzda değil. Biz zaten kararımızı verdik. Onu istiyoruz. O bizim için uzay mekiği, ışınlanma aleti, zamanda yolculuk gibi bir şey. O bugüne kadar gördüğümüz en havalı, en vintage kahve makinası. Ve o sadece kahve yapıyor….

Evet bir kahve dükkanındayız. Aralık ayının ortaları. İçimizde yeni yıl ile birlikte gelecek yeni bir başlangıcın verdiği heyecan var. Bir karar aldık. İkimiz de işlerimizden ayrıldık ve hayallerimizin peşinden  koşmaya başladık. Öyle böyle değil. Depar atarak koşturuyoruz. Bir yandan altın günü kıvamında mecburi Kosgeb eğitimlerine katılırken, diğer yandan büyük maraton için durakları belirliyoruz.  Ve işte ilk durağımız.  Sonuçta bir kahve dükkanı açacağız ve herşeyden önce bir kahve makinamız olmalı. Hatta dükkandan bile önce…

Henüz dükkanımızın olmaması kesinlikle bizim suçumuz değil. Günlerdir yürüyoruz. Caddelerde, sokaklarda boş dükkan bakıyor, boş bulduğumuz yerleri beğendiysek önünde biraz soluklanıp hayal kuruyor, sonra selfie çekilip, sokak hayvanlarını seviyoruz. Aslında seviyoruz kısmı biraz yalan oldu. Seviyor. Canım ortak, sokakta gördüğü her hayvanı seviyor. Sonra sevdiği her hayvanı peşimize takıp başka sokaklara götürüyoruz. Belki de bilmeden doğanın sistemine, zamana, olaylara ve akışa müdahale ediyoruz. Bilemiyorum. Bu kadar ince düşünmeyi bir ara bıraktım. Ama her yerdeyiz. Sokak aralarında, cadde üstlerinde, popüler mekanlarda… İnsanları gözetliyor, kalabalıkları sayıyoruz. Tanrım ne kadar da profesyoneliz. Ama gel gör ki kimseyi inandıramıyoruz dükkan işleteceğimize. Bu kimse kısmı tam olarak emlakçı kardeşlerimi tasvir ediyor. Onlar için iki kız çocuğundan ibaretiz ve Barbie evimizden sonra kiralayacağımız ilk mülkün bu dükkan olacağını düşünüyorlar. Nazan Öncel’in de dediği gibi “Kahrolsun bağzı şeyler”. Bu erkeklerin sorunu nedir dostum! Bu bizi yıldırıyor mu, tabiki hayır. Tam tersine iş inada biniyor. Masallara inanıyor olabiliriz ama mutlu sonların sadece masallarda olacağı gerçeğini görebilecek kadar da güçlüyüz.  Artık onlar düşünsün.

Ama bugün çok farklı bir yerdeyiz. Elimizde kahve fincanları koyu bir sohbet dönüyor ortada. Denedik. Neredeyse bütün kahve çeşitlerinin bir tadına baktık. Bu kesmedi sokağa attık kendimizi ve henüz diğer şubelerini açmamış, çalışma hayatının başındaki Baristokrat’la tanıştık. Kahve hakkındaki derin bilgileriyle çenesi düşük beni bile susturmayı başarabilen Baristokrat abimizle bir hatıra fotoğrafı çekilip günü bitirdik. Ya da günü bitirdiğimizi düşündük. Ama bitmedi. Eve geldik. Aklımız hala o uzay mekiğinde. Telefonlar hesap makinasına, zihnimiz birer barkod okuyucusuna dönüşürek teker teker satın almayı düşündüğümüz demirbaşları hesaplamaya başladık. Olmuyordu. Hala çok pahalıydı. Ama biz o kahve makinasını alacaktık.

Böylece henüz tadilatına başladığımız mabedimizin ilk demirbaşını kredi kartımızın hatırı sayılır limitini son damlasına kadar kullanarak satın almış olduk. Tüm masa ve sandalyelerin toplam bütçesi ile başa baş yarışan bu ilk demirbaşımız yıllar içerisinde hayaller tezgahına dönüşecek ahşap tezgahta yerini bulduğunda “İşte” dedik “Hazırız”. Burası Enfes Şeyler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir