
Herşeyin en başından…
“Tanışma Günü”
……………………………..
Ne güzel lokma dökmüşler, sıcak sıcak yemekhaneye getirmişler. Birazdan mola zili de çalar. Herkes yumulacak lokmalara. Abla keşke beni hatırlasa da biraz ayırsa. Onun doktor randevusu nolmuştu acaba? Sürekli de izin alıyor anlamıyorum. Doktora bu kadar sık gitmek hiç mantıklı değil. Ben en son ne zaman doktora gitmiştim ki. Off tamam neyse Asuman kendine gel. İyi de kendime gelip ne demeliyim ben şimdi. Tam karşımda oturup kocaman gözleriyle bana bakıyor. Eyeliner mı sürmüş nasıl sürmüş ki onu. Tıpkı japon anime karakterleri gibi. Gözleri parlıyor. Nasıl da heyecanlı. Şu duruma düşmekten nefret ediyorum. Bana kalsa bu görüşmeyi yapıyor olmam bile anlamsız. İletişim Fakültesinden yeni mezun olmuş ve şu an tam olarak resepsiyonda boşalacak kadro için karşımda oturuyor. En fazla iki ay çalışacak sonra da ben artık sıkıldım, daha etkin pozisyonlarda çalışmak istiyorum diyerek istifasını verip gidecek. Tamam anlıyorum telefon da bir iletişim aracı ama sanırım çok yanlış yerinden anlamış bölümünü. Olabilir mi ki acaba? Kahkülleri de var. Ne güzel, hayat henüz hiç dokunmamış gibi. Çalışmayı çok istiyor her halinden belli. Herşeyi de kabul etti. İnsan bir düşünür. Asgari ücret, her akşam bir saat fazla mesai, cumartesi günleri yarım gün çalışma. Ama küçük bir heves işte. Ben de bir zamanlar üzerinde bolca tuş ve ışık barındıran teknolojik görünümlü telefonların başında durup, enerjik ses tonuyla ahizeyi kaldırıp, ayrılmayın aktarıyorum şeklindeki cümlelerle telefon aktarmayı çok havalı bulurdum. Tıpkı onun gibi iletişim bölümünden ama lisesinden mezun olmuş, bir buçuk sene hatırı sayılır seviyede okuyucu kitlesi olan bir gazetede muhabirlik yapmıştım. Ama hayat işte, bir anda direksiyonu çevirmek zorunda kaldım ve kendimi tıpkı böyle bir tekstil fabrikasında santralde çalışırken buldum. İlk zamanlar çok keyifliydi. Düzenli bir maaş, henüz kriz görmemiş bir Türkiye ve bir de kocam vardı. Şaka gibi ama vardı. Aileme meydan okumuştum ve kendi ayaklarımın üzerinde duruyordum. Hiçbirşeye ihtiyaç duymuyordum. Kariyer, birikim, yatırım bunların hiçbiri umrumda değildi. Seviyordum, aşıktım ve sürekli çalışıyordum. Öyleydi işte. Ta ki o güne kadar. O günü nasıl anlatabilirim ki ona.
Umursamaz ol Asuman, Tamam boşver. Zaten kararı sen vermiyorsun ki. Hem ne olacak en fazla o da gidiyorum diyecek. Bir öncekini düşünsene. İşe ilk başladığı günler çok profesyonel çalışıyordu. Tutulan notlar, takip edilen kargo paketleri, akibeti araştırılan telefon mesajları falan tamamdı yani. Sonra ne olduysa kız, ruhu sanki kötü güçler tarafından ele geçirilmiş gibi tuhaflaşmaya başladı. Ben muhasebeciyim diyerek tam beş ay beynimin etini yemesinin yanında bir gün telefonu tüm gücünü kullanarak allah belanı versin nidalarıyla ahizeyi çarpışına şahit oldum. Gidişi kesinleşmeye başladıktan sonra durumu daha da garipleşmeye başlamıştı. Beni gördüğü her yerde dudaklarını kıprıştırıp üzerime üflüyordu. Gördüğüm en korkunç fantastik kadına dönüşmüştü. Sanki lanetliyordu beni. Neyse ki kısa süre sonra ayrıldı da eski monoton günlerime geri döndüm.
Ve işte yine göz göze geldik. Bana kesin gıcık oldu. Tamam ona sürekli işin olumsuz taraflarını anlatıyor olabilirim ama bu tamamen kötüyü bildirip iyiyi göstermekle ilgili bir durum. Merhaba kontrol manyaklığım. Yapabilirim. Bu defa müdahale etmeden bir görüşmeyi sonlandırıp, kararı Yani Hanım’a bırakabilirim. Evet yapacağım. Şimdi kibarca yanından ayrılıp, “Buyrun Yani Hanım Evşen Sarıyapıncak’ın özgeçmişi. Buraya bırakıyorum. Görüşme için sizi bekliyor.” diyerek özgeçmişini Yani Hanım’a verip, sessizce burayı terk edeceğim. Lokmalar! Evet tam olarak lokma yemeye gideceğim. Çıtır, sıcak ve lezzetli lokmalar…
Asuman YILDIZ
19.10.2010, İZMİR