Kapıdan içeri bir kişi daha girip “Nescafe” derse bileklerimi kesicem. Pardon ya niye bileklerimi keseyim.  Evşo’nun karaoke mikrofonunu alıp yüksek sesle çıldırıcam, “ Sayın müşteriler, sevgili misafirler ve benim tatlı Göztepe ahalim, anlayın artık. Nescafe bir marka, sadece marka. Kahve değil!”

Evet Evşo’nun bir karaoke mikrofonu var. Önce Efekan’da gördü. Sahildeydik. Çimlerde oturmuş denize bakıyorduk. Evşo tabi ki bir dizi selfie peşindeydi.  Sonra Efekan, kaskı ve bisikleti  ile çıkageldi yanımıza. İzmir’de Güzelyalı Sahili’nde kaskı ile bisiklet kullanan kaç kişi var diye sorarsanız ben sadece Efekan’ı bilirim.  Ama Efekan işte tüm numarası asla bu değil. Sürpizlerle dolu bir adam. Bir de karaoke mikrofonu varmış. O akşam öğrendik ve tüm gece zapt ettik mikrofonu. Yani Evşo zapt etti.  Sonra keşke benim de olsa dedi. İnsanın böyle keşkeleri olması çok güzel bence. Köşedeki markette bile bulunabilecek bir keşke kadar güzelini görmedim ben. Doğum günü hediyesi olarak taktim ettik kendisine. Sonrası tam bir komşuluk katliamı. Özür dilerim 106 sokak sakinleri. En çok da söylediğim arabesk müzikler için. Ama kesinlikle pişman değilim. Çünkü arabesk müzikten nefret ediyor olmama rağmen en eğlenceli aktivitemiz birlikte “Bir Teselli Ver” şarkısını söylemek oluyordu. Ama öyle böyle değil. Şarkıyı adeta yaşayarak söyleyip, arkasından bir tesellinin kaç para olduğu üzerine kafa yormalara başlıyorduk. Konu maddiyata gelince de yumurtanın ne kadar pahalandığı üzerine konuşup koltukta sızıp kalıyorduk. Çünkü biz küçük esnaftık ve henüz yolun başındaydık ve çok yorgunduk.

Dükkanımızı açalı beş ay oldu. Beş uykusuz ay! Dükkanı açmadan önce herkes gelip bir şeyler söyledi. Duvarları koyu renk yerine açık renge mi boyasak, kahvenin yanında tatlı da mı satsak, şu yoğurdu sarımsaklasak da mı saklasak yoksa sarımsaklamasak da mı saklasak! Tam olarak bu olmasa da tam olarak böyle oldu. Ama kimse kahve makinası alma demedi. Deselerdi de dinlemezdik ama demediler. Hele ikinci el bir araba parasına kahve makinası alma hiç demediler. Keşke o ana geri dönebilsem ve hızlıca uzaklaşabilsem o sahneden ya da Evşo beni bir dürtse de “Günaydın Ortak!” dese. “Oh be rüyaymış.” desem kredi kartımın pin numarasını tuşlarken.

Sonuç olarak dükkanımızı açalı beş ay oldu ve muazzam bir kahve makinamız var. Tam bir İtalyan harikası.  Hem çok havalı hem de çok kalabalık. Yanında duran değirmeni ile Don Kişot’a meydan okuyor. Havamız yerinde, her şeyimiz tamam gibi görünse de eksik bir şeyler var. Tam olarak eksik olan nedir diye sorarsanız, cevap geliyor : “Müşteri!”. Aslında çok pardon yanlış oldu, müşteri var ama bu makinaya göre müşteri yok. Espresso diyoruz, Cappucino diyoruz, Latte diyoruz hatta Evşo Macchiato falan diyor. Ama karşıdan sütlü nescafe siparişi  geliyor. Çıldırıcam. En İzmirli şivemle gerçekten çıldırcam. Sütlü Nescafe bir kahve değil ki. Değil işte. O başka bir kulvar. O bir instant kahve markası.  İlk zamanlar en idealist tavrımla sütlü Nescafe’nin bir kahve çeşidi olmadığı üzerine bir dizi brifingler verdim müşterilere. Ama kendim başta olmak üzere herkesin canı çok sıkıldı. Sütlü Nescafe istiyorlardı. Talep buydu. Ama biz o harika uzay mekiğimizde kahve çekirdeklerini taze taze öğütüp, 7 saniyede kendi kremasıyla özleşmiş nefis bir espresso hazırlıyor,  buhar çubuklarımızla taze taze köpürterek kaynattığımız tam yağlı sütümüzle karıştırıp sunuyorduk. Ta ki bir sabah dükkana gelip köpürmüş sütün üzerinde instant kahve görene kadar. Evşo Talebe karşı arz oluşturmuştu. Çekirdek kahve pahalı bir şeydi ve madem sütlü Nescafe istiyorlardı o zaman Sütlü Nescafe içeceklerdi 🙂 Zeki kızdı Evşo. Biliyordu bu işleri. Önce afalladım. İlk demirbaşımız, en pahalı demirbaşımız, canımız, ilk göz ağrımız, her ay dükkan kirası kadar taksitlerini ödemeye çalıştığımız bebeğimiz. Buraya kadardı. Onu istemiyorlardı. Aşkın gözü her zaman kördü ve biz ilk dersimizi almıştık. Kahve makinamızı acilen satacaktık bir daha bu kadar pahalı bir demirbaş almayacaktık. Çünkü kahve bahaneydi. Müşteriler bize geliyordu ve biz büyük düşünelim diye kocaman bir borç yapmıştık kendimize. Kendimize nottu, “Asla pahalı bir demirbaş alma!”

3 thoughts on “Küçük Esnafın İlk Dersi – Asuman Y.”
  1. Kutu kutu alınan üçü bir aradalar, şekeri bırakınca market market ikisi bir arada peşinde koşmalar. Neden sonra fındık aromalı müptelası olup , gezilen market sayısını katlamalar.
    Yaş 35 yolun yarısı eder, o kahve makinasıyla tanışılır. Latteler , mochalar artık çalışılan yerde keyifle yapılırken kahve çekirdeğinin taze aromasını öğrenilir. Instant kahve “o kadar da şey değil ” hissi iyice oluşur.
    Ama başka bir şey eksik.
    O müşterilerle belki de aynı duygu: geçmişe özlem. Sütlü nescafe yudumlanırken akla ve kalbe doluşan güzel anılar. Hiç bir kahve çekirdeğinin başaramadığını o toz tanesi sadece kokusuyla bile yapıyorsa, değil ikinci el araba, ferrarini satıp alsan makinayı, vermez o kalpteki eski günleri hatırlatan tatlı aromayı.
    Gün yeni hatıralar, yeni lezzetler oluşturma zamanı… Anlayabilmek ve kendimize anlatabilmek ise en zor olanı…

    1. 🙂 dur bunu türkçe yazayım..yahu asucan kusura bakma ama hayaller ve ticari gerçekler dost değildir..ticaret başka hayaller başkadır..eğer sahile yakın değilsen cafe işlemez pandemide hiç işlemez zengin koca asumanın kalbinin güzelliğini göremez burası dünya..burada iyi kalpliler sevilmez..ama interneti kullan ticareti düşünüyorsan paranı degerlendir sadece biriktir insanlara guvenme guvendiklerine ise sadece sarıl ancak onlar gibi olma.kalbine uygun bir koca bulduğunu görmek dileğiyle..biraz fakir olsun ama kalbi olsun.unutma
      …başarılar tatlı kız.dunya iyi bir yer olsaydı ve kadınların kalpleri menfaatleriyle çakışmasaydı belki uçabilirdin o zaman..ama unutma burası dünya burada iyi kalpliler sevilmez.uyan ve ayaklarını yere basmayı bil.mutluluklar.

      1. Ben buna kesinlikle Türkçe yanıt veririm. Ah sevgili okur. Hayat benim için bir dans pisti değil ve ben kolbastı bilmiyorum. :))

        Sevgiler
        Asuman

DSO için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir